June 21, 2014

Teşekkür ederim, ben teşekkür ederim.

Sağol, sen sağol.

December 7, 2013

benbirenerjiyim:

Enerji-

Beni bir insan olarak görmeyin, ben bir enerjiyim.

August 7, 2013
olmaz öyle şey

Tutunduğun birkaç benzer his, benimsediğin birkaç benzer hayal ve sürekli gömdüğün birkaç benzer korku ile, öfke ile, azim ile vardığın birkaç benzer evde, yuvada, mezarda, ölmeyi umuyorsun. Şimdi hepbirlikte, biz de senin gibi, senin yanında kucaklıyoruz bu zevki ve sefaleti; ne kadar güzel öldüğümüzün kaydı tutulsun istiyoruz. Herkesin cevabı; “Normal bir hayat” fakat, yaşıyor olmak bu kadar normalken, ölüyor olmak niye garip?

 

(ne için yaptığımı hatırlamadığım bir illüstrasyon)

May 30, 2013
cemmumcu:

Suçlu sen değilsin, kaybeden biziz #aptal #kitap #okuyanus #okuyanuslanmaz #okuyanusyayinevi #ucgunlukdunyaedebiyati #edebiyat #book #books #author #literature #feyyazyigit @feyyazyigit

bu kitabı ben yazdım, Haziran başında çıkmış olacak. Başta Cem’e ve tüm Okuyanus’a dehşet verici iyilikleri ve yüzlerindeki samimi tebessüm için teşekkür ederim.
beni yazar değil, yazan yaptıkları için…

cemmumcu:

Suçlu sen değilsin, kaybeden biziz #aptal #kitap #okuyanus #okuyanuslanmaz #okuyanusyayinevi #ucgunlukdunyaedebiyati #edebiyat #book #books #author #literature #feyyazyigit @feyyazyigit

bu kitabı ben yazdım, Haziran başında çıkmış olacak. Başta Cem’e ve tüm Okuyanus’a dehşet verici iyilikleri ve yüzlerindeki samimi tebessüm için teşekkür ederim.

beni yazar değil, yazan yaptıkları için…

May 29, 2013

nedemeknehaldeyiz:

Korkudan altımıza sıçacak, öfkeden kendimizi sikecek haldeyiz.

May 29, 2013
————————————————————

En gerçek şeyin ‘sayılar’ olduğunu düşünecek haldeyiz.

March 9, 2013
buzdolabı

Eğer insanın yaşamındaki temel motivasyonu, daha iyi bir buzdolabına sahip olmak ya da daha kötü bir buzdolabından korkmak değilse; içten içe doğru zannettiği bir hayatı sessizce yaşar ve bitirir. Kutsal düşünceleriyle ve  ulvi çabalarıyla ağar ağar bir maymuna dönüşerek tamamlar yolculuğunu. Yüzlerce kez sinirlenir ve yine de acılı bir gülüşle kucaklar kendisini, mecburen. Eğer insanın yaşamındaki temel motivasyonu, güzel bir sabaha uyanmak ya da sakin bir geceye başlamak değilse; birdenbire hayatın her anını sevdiğini zanneder ve yine kendine has sessizliğiyle övgüye boğar yalnızlığını. Soğukta üşümeden, sıcakta pişmeden, rüzgarda savrulmadan ve yağmurda ıslanmadan ölmek derdindedir; oda sıcaklığında ölmelidir insan. Sonra polis ve ambulans gelir. Hikayeler anlatılmaya başlanır. Hepsine inanılır, hepsine üzülünür. Sevmek isterken acınacak hale düşmek de mümkün, nefret ederken evliyaya dönüşmek de.

January 6, 2013

NOLURNOLMAZ

burda da dursun.

10:41pm  |   URL: http://tmblr.co/ZgffBybAESG3
  
Filed under: HBS FeyyazYiğit 
August 31, 2012

Ween- Happy Colored Marbles

Most people are not ok, but they’re taking their siestas in the sun
Got some ideas on the way it should be
But most of ‘em just carrying on

Happy colored marbles that are rolling in my head
I put ‘em back in the jacket of the one I love
Carry that velvet sack full of pretty colored marbles
And I’ll ask you for ‘em back, when I’m ready and done

Most people are not ok, and they’re slackin’ cause the job ain’t done
Fillin’ up on the poison nut
And getting down till the dawn

Happy colored marbles that are rolling in my head
I put ‘em back in the jacket of the one I love
Carry that velvet sack full of pretty colored marbles
And I’ll ask you for ‘em back, when I’m ready and done

August 23, 2012

okuyanuslanmaz:

ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA EDEBİYATI’NIN İLK ESERİ: “OLDUĞU KADAR”

http://facebook.com/UcGunlukDunyaEdebiyati
http://twitter.com/ucgunlukdunyaed
http://ucgunlukdunyaedebiyati.com

Okuyan Us, yayımladığı manifestoyla yeni bir akımın duyurusu yaptı.
Manifesto için: http://ucgunlukdunyaedebiyati.com
“Üç Günlük Dünya Edebiyatı” adını taşıyan ve çağdaş Türk edebiyatını yaratma iddiasındaki bu akımın ilk yazarı ve ilk kitabı şimdi okuyucuyla buluşuyor.

Feyyaz Yiğit’den “Olduğu Kadar”.

*
Feyyaz Yiğit daha ilk eserinde edebiyat ustalarının uzun yıllar içinde eriştiği bir mahareti kazanmış görünüyor. Donukluğun içindeki hareketi, saçmalığın içindeki sağduyuyu, sıradanlığın insana umut veren mucizesini ve beklenmeyen şeyleri aslında nasıl da beklediğimizi bize zahmetsizce sergileyiveriyor.

Bu kitap, paraya çok sıkışıldığında babaannenin cebe sıkıştırdığı yüklü miktardaki harçlığın yarattığı duyguyu hatırlatıyor: Sevinç ve daha fazlasına duyulan utanmaz ihtiras…


*

Hayatımın tümüne “olduğu kadar” ismini verdim.

Öyle güçlü bir zırh ki “olduğu kadar”. Her zaman ve her şeye, gerekli veya gereksiz söyleyiver gitsin. Kendi kendine durduğun yerde arka arkaya beş bin kere söyle istersen. Tanıdığım ve tanımadığım herkes, biliyorum ki olduğu kadarıyla yetiniyor. Dünya çirkin bir yer olsun istiyorsan, “olduğu kadar” çirkindir. Birisini çok mutlu etmek istersen eğer, “olduğu kadar” mutlu edersin onu. Olduğu kadarı seni rahatsız ediyorsa, ona yine olduğu kadar itiraz edebilirsin.

“Olduğu kadar” dünyadaki bütün sorulara verilebilecek en güçlü cevaptır. Ama yine de hiçbir zaman “TAM” olarak tatmin edemez kimseyi. Özü gereği yine “olduğu kadar” tatmin etmek zorundadır. Tam değilse eksiktir, eksik “olduğu kadar” tamdır.

(kitaptan)

(via cemmumcu)

August 12, 2012
okuyanuslanmaz:

ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA EDEBİYATI Bir manifesto   Buhranlar içinde kıvranan dünyanın yeni açılımlara en çok muhtaç olduğu bir dönemden geçiyoruz. Okur esrik, yazar tekinsiz. Yaşanmışlıklar epriyor, farkındalık hiç olmadığı kadar azalmış durumda..
. Şaka şaka. Öyle şeyler olduğu filan yok. Her şey normal. Hâlâ “yaşam eski zamanlarda daha iyiydi”ye inanıyoruz. Dünya her zamanki gibi sakin bir görev bilinciyle dönmeye devam ediyor. Ağaçlar, bulutlar, çöller, maymunlar ve akla gelen her şey bizi hiç umursamadan varlıklarını sürdürüyor. Kendisini -sırf yaşıyor diye- öncekilerden ve sonrakilerden daha özel zanneden biz bir grup insan ise, konjenital basiretsizliğimizden yola çıkarak dünyanın da buhran içinde kıvrandığına inanıyoruz. İçinden geçtiğimiz çağ diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü değil. Telaşa mahal yok. Fakat tanıklık ettiğimiz bazı şeylerin kaydını tutmamızın da sakıncası yok. Savaş görmemiş, devrim yaşamamış, işkence çekmemiş, hiç meydan okumamış ve hiç af dilememiş böyle bir ara nesilden bekleneceği üzere, “Üç Günlük Dünya Edebiyatı” basit bir konfor ihtiyacından doğdu. * Hepimiz sokakta oynadık. Çocukluktan çıkarken liberal ekonomiye geçtik, bir anda her şeyimiz oldu. Uzaktan kumandalı oyuncak otomobilleri de ilk kişisel bilgisayarları da biz kullandık. Liseyi okuduk. Telefonda sevgilinin babasıyla konuşmanın ne demek olduğunu yaşayarak geçtik. Tam mezun olurken cep telefonu geldi, mobil iletişimin en sakil günlerini de tattık. Muzır neşriyata bakarak da istimna ettik, üniversitedeyken tanıştığımız internet sayesinde monitöre bakarak da… İlk özel televizyon, canlı yayımlanan ilk savaş, ilk magazin programı, ilk UEFA şampiyonluğu, ilk Eurovision birinciliği hep bize denk geldi. Çok fazla uyarana, parazite ve gürültüye maruz kaldık. Hep “geçiş dönemi”nde sıkıştık, hep “gelişmekte olan ülke” vatandaşı olduk. Tarihi de anlamadık, geleceği de hayal edemedik. Katı olan her şey buharlaştı, tüm beklentilerimizi spekülasyonlar üzerine inşa ettik. * Genç değiliz. Yaşlı da değiliz. Tedirgin yaşamaya çok alışkınız. Kötü besleniyoruz, kötü yaşıyoruz, sportmen ruhluyuz ama spor yapmıyoruz. Taşralıyız ama her yer taşra olduğu için göze batmıyoruz. Kendimiz gibi olanları çok kolay ayırt ediyoruz ama kendimiz gibi olanlarla dahi çok zor kaynaşıyoruz. Çok az şeye inanıyoruz. Bize öyle öğrettikleri için başarısızlığı sevmiyoruz. Ama el yordamıyla kendi kendimize keşfettiğimiz üzere, başarıyı da sevmiyoruz. Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz. Kendimizi ciddiye almadığımız için dünyadaki varlığımızın kaydını bugüne kadar tutmadık. Belki siz yardım edersiniz diyorduk, etmediniz. Bu nedenle biraz kıpırdanmak zorunda kaldık. * Bugün “çağdaş Türk edebiyatı” nedir sorusuna net bir yanıt verilemiyorsa, sorumluluğun biraz da bizde olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü çağdaş Türk edebiyatı biziz. Merhaba, çok memnun olduk. Biraz daha derli toplu hareket etmeye karar vermiş bulunuyoruz. Bizi tarif eden şeylerin tümüne “Üç Günlük Dünya Edebiyatı” (akımı) adını verdik. Biz hayatı gözleyerek değil, yaşayarak yazan yazarlarız. Katı prensiplerimiz ve yüce ülkülerimiz yok. Sık sık taviz veriyoruz ve açıkçası biraz eyvallahımız var. Mala mülke, şöhrete sahip değiliz. Hemen hepimiz başkaları adına işçilik yaptık, yapıyoruz. Ağdasızız, azıcık sinsiyiz, öfkeliyiz, vazgeçme sanatında ustayız, mağlubiyeti iyi biliriz, kırçıl ve absürdüz, önden rutubetliyiz; arkadan az ışık alırız, cereyanda kalmış, hor kullanılmışız, seks küspesi, gönül posasıyız, entelekti seviyoruz ama onu kutsamıyoruz, kutsallarımız var ama onları da kutsamıyoruz, kahrolasıcayız, boyu devrilesicesiyiz, yeraltından korkuyor, yerüstünde ise göze batmıyoruz, âşık olduklarımıza kolay açılıyor ama hemen açıklarda boğuluyoruz, bildiğimiz her sözcüğü her metinde kullanıyoruz, çünkü hiçbir sözcüğün hiçbir dile yabancı olmadığına inanıyoruz. Bu manyakça yaşama göğüs germek tam otuz beş yıldır bizim işimiz. *   “Üç Günlük Dünya Ebebiyatı” ile henüz seyircisi gelmemiş bir salonun ışıkları açılmamış sahnesine çıkmayı deniyoruz.

okuyanuslanmaz:

ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA EDEBİYATI

Bir manifesto

 
Buhranlar içinde kıvranan dünyanın yeni açılımlara en çok muhtaç olduğu bir dönemden geçiyoruz. Okur esrik, yazar tekinsiz. Yaşanmışlıklar epriyor, farkındalık hiç olmadığı kadar azalmış durumda..

.

Şaka şaka. Öyle şeyler olduğu filan yok. Her şey normal. Hâlâ “yaşam eski zamanlarda daha iyiydi”ye inanıyoruz. Dünya her zamanki gibi sakin bir görev bilinciyle dönmeye devam ediyor. Ağaçlar, bulutlar, çöller, maymunlar ve akla gelen her şey bizi hiç umursamadan varlıklarını sürdürüyor. Kendisini -sırf yaşıyor diye- öncekilerden ve sonrakilerden daha özel zanneden biz bir grup insan ise, konjenital basiretsizliğimizden yola çıkarak dünyanın da buhran içinde kıvrandığına inanıyoruz. İçinden geçtiğimiz çağ diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü değil. Telaşa mahal yok. Fakat tanıklık ettiğimiz bazı şeylerin kaydını tutmamızın da sakıncası yok.

Savaş görmemiş, devrim yaşamamış, işkence çekmemiş, hiç meydan okumamış ve hiç af dilememiş böyle bir ara nesilden bekleneceği üzere, “Üç Günlük Dünya Edebiyatı” basit bir konfor ihtiyacından doğdu.

*

Hepimiz sokakta oynadık. Çocukluktan çıkarken liberal ekonomiye geçtik, bir anda her şeyimiz oldu. Uzaktan kumandalı oyuncak otomobilleri de ilk kişisel bilgisayarları da biz kullandık. Liseyi okuduk. Telefonda sevgilinin babasıyla konuşmanın ne demek olduğunu yaşayarak geçtik. Tam mezun olurken cep telefonu geldi, mobil iletişimin en sakil günlerini de tattık. Muzır neşriyata bakarak da istimna ettik, üniversitedeyken tanıştığımız internet sayesinde monitöre bakarak da… İlk özel televizyon, canlı yayımlanan ilk savaş, ilk magazin programı, ilk UEFA şampiyonluğu, ilk Eurovision birinciliği hep bize denk geldi. Çok fazla uyarana, parazite ve gürültüye maruz kaldık. Hep “geçiş dönemi”nde sıkıştık, hep “gelişmekte olan ülke” vatandaşı olduk. Tarihi de anlamadık, geleceği de hayal edemedik. Katı olan her şey buharlaştı, tüm beklentilerimizi spekülasyonlar üzerine inşa ettik.

*

Genç değiliz. Yaşlı da değiliz. Tedirgin yaşamaya çok alışkınız. Kötü besleniyoruz, kötü yaşıyoruz, sportmen ruhluyuz ama spor yapmıyoruz. Taşralıyız ama her yer taşra olduğu için göze batmıyoruz. Kendimiz gibi olanları çok kolay ayırt ediyoruz ama kendimiz gibi olanlarla dahi çok zor kaynaşıyoruz. Çok az şeye inanıyoruz. Bize öyle öğrettikleri için başarısızlığı sevmiyoruz. Ama el yordamıyla kendi kendimize keşfettiğimiz üzere, başarıyı da sevmiyoruz. Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz.

Kendimizi ciddiye almadığımız için dünyadaki varlığımızın kaydını bugüne kadar tutmadık. Belki siz yardım edersiniz diyorduk, etmediniz. Bu nedenle biraz kıpırdanmak zorunda kaldık.

*

Bugün “çağdaş Türk edebiyatı” nedir sorusuna net bir yanıt verilemiyorsa, sorumluluğun biraz da bizde olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü çağdaş Türk edebiyatı biziz. Merhaba, çok memnun olduk. Biraz daha derli toplu hareket etmeye karar vermiş bulunuyoruz.

Bizi tarif eden şeylerin tümüne “Üç Günlük Dünya Edebiyatı” (akımı) adını verdik.

Biz hayatı gözleyerek değil, yaşayarak yazan yazarlarız. Katı prensiplerimiz ve yüce ülkülerimiz yok. Sık sık taviz veriyoruz ve açıkçası biraz eyvallahımız var. Mala mülke, şöhrete sahip değiliz. Hemen hepimiz başkaları adına işçilik yaptık, yapıyoruz. Ağdasızız, azıcık sinsiyiz, öfkeliyiz, vazgeçme sanatında ustayız, mağlubiyeti iyi biliriz, kırçıl ve absürdüz, önden rutubetliyiz; arkadan az ışık alırız, cereyanda kalmış, hor kullanılmışız, seks küspesi, gönül posasıyız, entelekti seviyoruz ama onu kutsamıyoruz, kutsallarımız var ama onları da kutsamıyoruz, kahrolasıcayız, boyu devrilesicesiyiz, yeraltından korkuyor, yerüstünde ise göze batmıyoruz, âşık olduklarımıza kolay açılıyor ama hemen açıklarda boğuluyoruz, bildiğimiz her sözcüğü her metinde kullanıyoruz, çünkü hiçbir sözcüğün hiçbir dile yabancı olmadığına inanıyoruz.

Bu manyakça yaşama göğüs germek tam otuz beş yıldır bizim işimiz.

*

 

“Üç Günlük Dünya Ebebiyatı” ile henüz seyircisi gelmemiş bir salonun ışıkları açılmamış sahnesine çıkmayı deniyoruz.

(via cemmumcu)

August 9, 2012
çalışmanın adı: Arkadaşına bir anda, hiçbir sebep yokken telefon getiren sporcu.

çalışmanın adı: Arkadaşına bir anda, hiçbir sebep yokken telefon getiren sporcu.

July 9, 2012
1 paragraf yazı yazarım, 5 dakika ukulele çalarım.

1 paragraf yazı yazarım, 5 dakika ukulele çalarım.

June 26, 2012
tablet,fotoşap

tablet,fotoşap

June 19, 2012

La La Means ı love you- The Delfonics

Liked posts on Tumblr: More liked posts »